EBRU
Ebru; Orta Asya dillerinden Çağatayca’da “Hare gibi, damarlı” anlamına gelen, EBRE kelimesi sanatın bilinen ilk adıdır. İpek Yolu ile İran’a gelen sanat burada “ABRU” (Su Yüzü) veya “EBRİ” (Bulutumsu, bulut gibi) olarak isimlendirildi. Türkler ile birlikte Anadolu’ya gelen sanat, “EBRU” olarak anılmaktadır.
Ebru sanatının nerede ve ne zaman başladığı henüz kesin olarak bilinmemektedir. Başlangıcından günümüze kadar kağıt ve kitap süsleme sanatı olmasının yanı sıra cam, ahşap, seramik, kumaş hatta filmlerde özle ilginç görüntüler elde etmek için fon olarak kullanılmıştır.
Orta Asya’da İran’da ve Türkiye’de yapılan ebruların kökeni hakkında bugün çok az şey biliyoruz. Ancak Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bu tür dekoratif kağıtları yaygın olarak kullandığını, siyasi ve idari hayatta önemli bir yere sahiptir.
Daha da önemlisi, Ebru sanatı Türklerin en güzel sanat eserlerini ortaya çıkarmaları için bir ortam yaratmıştır. Selçuklular ve Osmanlılar döneminde birçok ebruzen yetişmişti. Bu ustaların yapıtları zengin evlerinin duvarlarını süslemiş, veya bir sultandan, paşadan, soylulardan bir diğerine hediye olarak gönderilmiştir. Zamanla ebruzenlerin yaptığı bu çok güzel pastel ve açık renkli desenli kağıtlar devlet belgelerinde ve resmi yazışmalarda zemin olarak kullanılmaya başlanmıştır. Buradaki başlıca amaç estetik değerlerin yanı sıra tahrifat girişimini engellemeyi amaçlamaktadır ki, bugün çek, senet ve kağıt paralar üzerindeki karmaşık desenlerin mantığına dayanmaktadır.
Ebru sanatının gelişmesinde mekan olarak Üsküdar’ın rolü büyüktür. Bu sanat günümüzde sekülerleşinceye kadar daha çok dergahlarda ve tasavvuf ehlinin nezdinde neşvü nema bulmuş ve itibar görmüştür. Çünkü ebru yapımı, insanın: 1) Kevni Alemdeki hilkatin esrarını ve edebini idrak etmesi, 2) Nefsinin oyunlarını teşhis ve tespit edebilmesi, 3) Ezel Hükmünün edebine riayet edebilmesi ve 4) Bu Aleme daha rahmani bir nazarla bakabilmesi için daima bir manevi eğitim aracı olarak telakki edilmiştir.
Ebru sanatının Üsküdarda 180 yıllık bir geçmişi olduğu söylenmektedir. Ebru zevkini Üsküdara taşıyan ilk zat, bu sanatı Buhara’da iken öğrenmiş olan Özbekler Nakşi Tekkesi şeyhi Sadık Efendidir (Vef. 11 Temmuz 1846). Hakkında pek az bir bilgimiz olan bu zat ebruyu oğulları Edhem ve Nazif Efendilere de öğretmiştir. Şeyh Sadık Efendi’den sonra bu sanatın meşalesi oğlu Şeyh Hezarfen Edhem Efendi’ye (1829 – 8 Ocak 1904) geçmiştir. Şeyh Edhem Efendi’nin ebrudaki hayrül halefi hiç kuşkusuz Hezarfen Necmeddin Okyay Hoca Efendi olmuştur. Şeyh Edhem Efendi’nin talebeleri Şeyh Aziz Efendi(1871 - 1934), Hattat Sami Efendi (1832 – 1912 )ve Hattat Necmeddin Okyay (29 ocak 1885 – 5 ocak 1976 ) efendi’dir. Necmeddin Okyay Hoca Efendinin başlıca öğrencileri oğulları Sami Okyay (1910 – 12 haziran 1933 ) ve Sacid Okyay (1915 – 19 nisan 1999) ile Mustafa Düzgünman (1920 – 12 eylül 1990 ) ile Ali Alpaslan (1925 – 2006 )ve Uğur Dermandır (D 1935 - ). Necmeddin Hoca Efendi ebruyu kendisinden önceki statik kalıbından çıkarıp farklı tecdid ve gelişime yolları açarak bu sanata apaçık bir dinamizm kazandırmış ve Modern Türk Ebrusu’nu ihya etmiş olan zattır. Kendisinden önce pek naif bir tarzda olan çiçekli ebruları geliştirmiş ve bugünkü nefis şekillerine kavuşturmuştur. Bundan ötürü bugün çiçekli ebrular “Necmeddin Ebruları” diye anılmaktadır. Mustafa Düzgünman ebruculukta kendisinden önceki çiçek şekillerini islah etmiş, ebru sanatına papatyayı eklemiş ve “kompozisyon tarzı”nı ithal etmiştir.
Ustalarımızdan olan Hikmet Barutçugil ebru sanatında kendine has yepyeni bir çığır açtığı gibi, çiçeklere kendinden “efsun çiçeği” adlı çiçeği eklemiştir.
ÜSTADLAR
- Şebek Mehmet Efendi
- Hatip Mehmet Efendi
- Şeyh Sadık Efendi
- Sami Efendi
- Aziz Efendi
- Bekir Efendi
- Sami Okyay
- Sacid Okyay